| Terzibaba kim |
|
|
T E R Z I B A B A KIMDIR ? "Terzi Baba kimdir?" sorusuna cevap aramak, onu daha iyi ve çok yönlü taniyip bilmek, hayat akisini ve felsefesini ögrenebilmemiz için sizleri yasadigimiz zamanin biraz gerilerine dogru götürmek istiyorum. Tarih: 15 Aralik 1938 Tekirdag'in yerli ailelerinden olup da geçimini çiftçilik ve bagcilik ya-parak sürdürmeye çalisan Sadik Ardiç Efendi ve Melek (Meliha) Hanim' in ortanca (ikinci) çocuklari dünyaya gelir. Orta hâlli ve mütevazi bir hayat sürdüren bu aile yeni dogan çocuklanna baba Sadik Efendi ile Melek Hanim in ortak karariyla ''yigitlik, kahramanlik ve efelik '' anlamina gelen "NECDET" ismini verirler. Böylece Necdet, agabeyi Ahmet ve sonraki yillarda dogacak olan kardesi Cevdet ile birlikte Ardiç ailesinin içindeki yerini alir. Yillar yavas yavas geçmeye baslar. Çocukluk dönemini yasayan "Necdet" artik yedi yasina gelmis ve okula gitmeye baslamistir. Okul dönemiyle birlikte onun dogustan sahip oldugu; asalet, güzellik, akil ve zeka üstünlügü gibi kemâl olgunluk hâlleri de kendisinde belirmeye ve görülmeye baslamis, gerek okulda gerek çevresinde zeki, çaliskan ve güzel ahlâkli olusuyla ilgi ve alâka çekmeye baslamistir. Hatta ondaki bu olgunluk hâllerini gören basögretmeni ve matematik ögretmeni onu okul arkadaslarina örnek ve rehber ögrenci diye takdim ederken, birlikte oyun oynadiklari çocukluk arkadaslari ise, "yahu sen nasil bir çocuksun? Bize hiç benzemiyorsun, biz o kadar küfür ettigimiz hâl-de senin agzindan hiç küfür duymadik," diyorlardi. O çocuk iken diger çocuklardan farkli idi. Gençliginde de döneminin gençlerine benzemedi. Küçüklügünde arkadaslari hep büyükler, yetis-kinliginde ise, hep gençler olmustur. Ilkokul yillarinin sonlarina dogru ise, kendi iç âleminde dini duygular ve fikirler, Allah ve Peygamber sevgisi olusmaya basladi. Özellikle de Hz. Ali Efendimizin menkibelerini ve kahramanliklarini anlatan kitaplari okuyarak, onlara karsi ilgisi ve muhabbeti artmaya basladi. Yasi on ikiye gelip ilkokul dönemi bittiginde Necdet'in arzusu okumak ve yüksek tahsilli birisi olabilmekti. Ancak ailesinin o günkü sartlarda (1950 Yili) imkânlari yeterli olmadigindan onu okutamadilar. Daha ilkokul yillarinda kendisinde baslayan din sevgisi ve muhabbeti de iyice belirmeye baslamis; daha çocuk yaslarinda olmasina ragmen bes vakit namazini düzenli ve cemaatle kilmaya özen gösterirken bir yandan da dini egitim ve ögretim almak için Tekirdag'in taninmis imam-larindan olan ve o dönemde merkez Çiftlikönü Câmii imam hatipligini yapan Ahmet Elitas Hoca Efendiden Kûrâni Keriym ve dini bilgiler dersleri almaya baslamistir. O, sabahlari çok erken saatlerde kalkar, abdestini alir, Kûrân-i Keriym ve ilgili ders kitaplarini eline alip, evlerine yaklasik iki kilometre uzaklikta olan Çiftlikönü Câmiine fecrin karanliginda yürüyerek gider, burada sabah namazini cemaatle birlikte eda ettikten sonra hocasiyla o günkü Kûr?ân-i Keriym ve dini bilgiler derslerini çalisirlar ve günün ilk saatlerinde baslayan mesâi için çarsida bulunan terzihane dükkânina geri dönerdi. Isini ve meslegini severek yapiyordu. Çok çaliskan ve mârifetli oldugundan kisa sürede terzilik meslegini ve inceliklerini ögrenmeye basladi. Terzilik mesleginde ilk ustasi olan Hüseyin Kuymu onda gördügü ka-biliyet, çaliskanlik ve güzel ahlâk için sik sik çevresine "Bu çocuk bir cevher ve çok mârifetli" derdi. Üç yil çalistigi çiraklik ve kalfalik dönemini tamamladigi bu terzihane dükkâninda ustasinin da müsterilerinin de sevgi ve muhabbetini kazan-misti. Terzihane dükkâninin bir kösesinde asilmis olan üzerinde su mis-ralann yazili oldugu tablo onu çok etkilemisti; Her seherde besmele ile açilir dükkânimiz, Hazreti Idris aleyhisselâmdir pirimiz üstadimiz. Her okuyusunda derunî hisleriyle etkilendigi bu misralann sirrini ve hakikatini yillar sonra idrak edecektir. Necdet'in bu hâli ailesini de mutlu ediyordu. Özellikle çocuklari için iradeli ve sefkatli bir mürebbiye olan annesi Melek Hanim ise, oglu Necdet'in mütedeyyin ve çaliskan hâli karsisindaki sevincini esi Sadik Efendiye, "Bu çocuk bizi de adam edecek" sözleriyle ifade ediyordu. Özel ve talim üzere bir çalisma gerektiren bu dersleri için, bir gece evinin bir odasina kapanan Necdet, sürekli olarak sözünü bogaz talimi yaparak defalarca tekrar ediyordu. Misafirlikten dönerken kapinin önüne geldiginde, onun sesini duyan annesi, oglum Kûr?ân okuyacak onu sessizce dinleyeyim diye dis kapinin önünde beklemeye baslar. Ancak hep ayni cümleyi tekrar ettigini duyunca da bir müddet sonra dayanamayip kapidan içeriye girer ve ogluna da; Kûran okuyacaksin diye disarda bekliyorum, arkasi yok mu bunun? der. Merhum Behçet Toy Hoca Efendiden huruf ve talim dersleri aldigi dönemlerde gerekli zaman ve mekânin olmayisindan dolayi, sesli olarak da çalisilmasi gereken bu dersleri için, o zamanki Orta Câmi müezzini olan ve Necdet'i çok seven Ali Efendi ona söyle yardimci oluyordu. Her aksam yatsi namazi kilindiktan sonra müezzin Ali Efendi câmi kapisini kilitleyip anahtari câminin disinda özel bir yere birakiyordu. Gece 12 civarlannda is mesâisini bitiren Necdet anahtari birakilan yerden alip câmiyi açiyor ve derslerini ancak böyle çalisma imkâni bulabiliyordu. Bazen de gecenin bu saatinde câmiyi açmak kendisine zor geliyor ve biraz asagidaki Pasa Câmiinin disindaki son cemaat bölümünde ders yapiyordu. Nitekim bir gece onun Pasa Câmiinden gelen seslerini duyan gece bekçisi, acaba câmide bir vukuat mi var endisesiyle sessizce câmiye gelip bir süre Necdet'in basinda durup tekrar oradan ayrilip gitmistir. Yillar yavas yavas ilerleyip 1953 yilina gelindiginde Necdet'in yasi 15 olmustur. 3 yil boyunca çalistigi, çiraklik ve kalfalik yaptigi ustasinin yaninda terzilik meslegi adina ögrenecegi baska bir sey kalmayinca, bu defa ögrendigi bu sanati daha da ilerletip gelistirmek için ailesinin de iznini alarak Istanbul'a gitmeye karar verdi. Annesi Melek Hanimin da rizasiyla Istanbul'da 1 yil kadar kaldiktan sonra tekrar Tekirdag'a geri döndügünde ise, bu defa bayan terziligine yöneldi. Zamaninin degerini ve kiymetini çok iyi bildiginden isinden sonraki bos zamanlannda ise, daha önceki yillarda Kûrân-i Keriym dersleri aldigi hocasindan bu defa Arapça dersleri de almaya basladi. Yine ayni dönemlerde Tekirdag'da hafizlik çalismalarina basladi, ancak zamaninin yetersizligi dolayisiyla bu çalismalari birakmak zorunda kaldi. Bayan terziligini epey ilerletip kendi terzihane dükkânini açtiginda yasi henüz 18'dir. Bu yillarda babasi Sadik Efendinin ani ölümü onu ve ailesini epey sarsmistir. Istanbul'da bulundugu dönemlerde evlerinde misafir olarak kaldigi halasi Rahmiye Hanimin esi M. Nûsret Tûra Bey, ondaki özellikleri ve muhabbeti kesfedince, onu bosta birakmamak ve kendisine faydali olabilmek düsüncesiyle, kendi mürsidi olan ve ayni zamanda Fatih der-siâmlarindan ve Süleymaniye Kütüphanesinin müdürlügünü de yapan, Ussâki seyhlerinden Hazmi Tûra Ussâki Efendiye gönderir. Hazmi Tûra Ussâki Hazretlerinin huzuruna, elindeki tanitim kagidiyla giden ve kabul edilen Necdet Ardiç Bey böylece tasavvufi hayata, yani gönül yolculuguna da baslamis oluyordu. Mürsidi Hazmi Tûra Ussâki Efendiye intisabindan sonra mücadelesi, çilesi, fedakarligi, riyâzati olan tasavvufi çalismalarina basladi. Firsat buldukça istanbul Fatih'te Keçeciler Caddesindeki Bedrettin Dergâhinda ikâmet eden mürsidini ziyaret ediyor, onun sohbetlerine istirak ediyordu. Bu ziyaretlerinden ve çalismalarindan çok memnun kalan mürsidi yine bir ziyaret esnasinda Necdet Bey'e su sözlerle taltifte bulunuyor: "Oglum, iki seyinden memnun kaldim. Birincisi tasavvuf çalismalarina devam etmen, ikincisi ise, gördügün (taç giyme ve Ihlas okuma v.b.) zuhuratlarindir.? Alîm ve ârif bir zât olan Hazmi Tûra Ussâki Hazretleri haftanin cumartesi günleri ikindi namazini müteakiben de Beyazit Câmiinde Mesnevi Serif okutuyordu. Necdet Bey imkân buldukça cumartesi günleri Tekirdag'dan Beyazit Câmiine gidiyordu. O dönemlerde bir karar vermesi gerekiyordu. Düsündü ve tasavvuf yönünün daha agir basmasiyla Hak yolunu tercih edip terhisiyle birlikte Tekirdag'a tekrar geri döndü. Hemen burada bir dükkân açip bayan terziligi çalismalanna devam etti. Zamanina göre çok iyi ve ileri derecede giyim ürettiginden, kisa sürede tanindi. Çevre illerden gelen müsterileri kendisine "Tekirdag'in Dior'u" lâkabini da takmislardi. Bu arada askerlik dönüsü ile birlikte tasavvuf çalismalarinin yaninda Arapça, tefsir, hadis ve fikih derslerini de devam ettiriyordu. Mürsidi kendisine sürekli "haydi oglum, gayret oglum... lâ ilâhe illâllah... haydi gayret" seklinde görünüp bir mesaj veriyordu. Bu hâl geçtikten sonra ütü masasinin yanina giden Necdet Bey ilginç bir görüntüyle karsilasiyor. O dönemlerde ütü için mangal kömürleri kullanilmaktaydi. O anda bunlarin ne anlama geldigini bilemez. Ancak unutmamak için oradaki görüntüyü bir kagida yazar. Aradan kisa bir müddet geçince mürsidi Hazmi Tûra Efendiyi ziyaret için Istanbul Fatih'teki, dergâh olarak da kullanilan evine gider. Kapiyi çaldiginda Hanimi 'Mürside Anne' kapiyi açar. Içeriye girip 5-10 dakika oturduktan sonra Necdet Bey Mürside Ha-nima, "Efendi Babam evde yok mu?" diye sorar. Mürside Hanim da ona, "Babaniz sizindir yavrum" der. Necdet Bey bundan bir sey anlamaz. Mürsidinin vefatindan sonra o günki hisler içinde kaleme aldigi ve mürsidine olan sevgi ve muhabbetini anlattigi, "Hazmi Tûra'nin Huzurunda" adli siirini sizlere sunuyorum.
Gidip Fatih'e girdim dergâhina, Hacdan gelince pek hastalanmis, Nûsret Bey'e gideceksiniz dediler. Ben de sastim o zaman bu ise.
Hazmi Tûra Ussâki Hazretlerinin vefatiyla birlikte yerine halife olarak biraktigi M. Nûsret Tûra Hazretlerine diger sâliklerle beraber intisab eden Necdet Ardiç Bey için seyr-i sülûkunun ikinci dönemi de böylece baslamis oldu. Istanbul Bogaziçi Bebek Semtinde ikâmet eden ve Devlet Deniz Yol-larinda memur olarak çalisan M. Nûsret Tûra'ya iltihak ettikten sonra ise çok siki bir sekilde hem dünyaya hem de ahirete yönelik olarak ça-lismaya baslamistir. Sohbet günleri ve kandil gecelerinde Tekirdag'dan kalkip Istanbul'a giderdi. Mürsidinin hanimi halasi olmasi dolayisiyla da daha sik ziyaret edip görüsüyor ve sohbetlerine katilma imkâni buluyordu. Necdet Bey seyrinin bu bölümünde mürsidi ile çok yakin olmaya baslar. Seyri ilerledikçe ufku ve idraki de açilip genisliyordu. Arapça ve Tefsir derslerine çalismalari devam ederken riyâzat ve diger nafile ibadetlerini de arttirarak sürdürüyordu. Daha küçük yaslarda tutmaya basladigi ve uzun yillar devam ettirdigi nafile oruçlar onun yasaminda önemli bir yer tutar. Haftanin günlerinin çogunlugunu, senenin günlerinin yarisindan fazlasini oruçlu geçirirdi. Tasavvufta dervisin kemâle ermesinde önemli olan ve adina da 'Erbaiyn' (Kirk gün orucu pes pese tutmak) denilen riyâzat oruçlarini hayvani gidalardan arinmis olarak uzun yillar tutarken, bir defasinda da üç erbaiyni pes pese tutmus ve üçüncü erbaiynin son bes gününü de 'iftarsiz oruç' seklinde tutabilen nadir insânlardan biri olmustur. 1964 yilinda ise Necdet Ardiç Bey mürsidinin de isaretiyle akrabalik baglarinin da bulundugu Istanbul'dan Nüket Hanimefendi ile evlenir. Bu evliliklerinden Izzet ve Cemâl Cem adinda iki oglu olmustur. Iki çocugu-nun olacagi kendisine rû'yada gösterilmistir. Mürsidi Nûsret Tûra'nin Bebek'teki evi ayni zamanda dergâh olarak da kullanilmaktaydi. Sik sik ziyaretine gidip onun sohbetlerine katilan Necdet Bey, bazi günler onun evinde kaldiginda yasadigi duygu ve hislerini söyle ifade ediyordu: "Ziyarete gidip dergâhta kaldigim gecelerde Nûsret Babamin okudugu sabah ezaniyla uyanir, abdestimi alip yanina giderdim. Beraberce namazi eda ederdik. Biz zikir ve sohbetimizi yaparken ev halki da kalkar, birlikte kahvaltilar yapilir, sonra herkes kendi isine giderdi. Bahar sabahlari Bebek sirtlarinda Asiyan koruludugunda öten bülbüllerin sesiyle zikirlerimiz birbirine karisirdi. Geçmis zaman olur ki hayali cihan deger." Onun bu ifadeleri hayat ve hakikat ile dolu oldugundan hayali bile cihana degerdir. Kemalât sahibi, mârifetli ârif bir zât olan M. Nûsret Tûra Efendi Necdet Ardiç Bey'de gördügü cevheri ortaya çikarmak için çok gayret göstermistir. Bazen bir gurup cemaate kendisini tanitirken "En çok sevdiklerimizdendir," demesi ve "habib" mazhariyla ona yaklasmasi gösterdigi gayretin bir ifadesi olsa gerektir. Kendisinin dört halifesi vardir; Bakirköylü Ahmet ÖÇAL 1979 yilinda bu dünyadaki ömrünü tamamlayip, gönüllerde derin izler birakarak Hakk'a yürüdü.
Bir Kadir gecesiydi o aksam, Cümle yaran toplanmisti o aksam.
Canlar toplanmis sanki semada, Dergâha gökten nûrlar dolmada. Bütün dervisler hep yol almada,
Seyhimle son Kadir gecesiymis o aksam. Pek konusmuyordu, çünkü yorgun, Konusturuyordu canlari dalgin, Gecenin feyzi herkese yaygin, Seyhimle son Kadir gecesiymis o aksam.
Bir vuslat ve gariplik hâli idi, Ey canlar kadrinizi bilin dedi, Hepimize tek tek gülümsedi, Seyhimle son Kadir gecesiymis o aksam.
Yemege oturduk hep birlikte, Sofra-i maideden yedikte, Allah bize lûtfetti dedikte, Seyhimle son Kadir gecesiymis o aksam.
Basladi zikri tevhid sevk ile, Name name döküldüler dile, Verdik canlari coskun sele, Seyhimle son Kadir gecesiymis o aksam.
Asik Hüseyin basladi söze, Ayan oldu sirlar kapali göze, Nasil geçilmez bu hâlde öze, Seyhimle son Kadir gecesiymis o aksam.
Görmedi bir daha Kadir gecesi, Amma kadrin bilenlerin yücesi, Düsmedi agzindan askin hecesi, Seyhimle son Kadir gecesiymis o aksam. M. Nûsret Tûra'nin vefatiyla birlikte Tarikat-i Aliyye-i Halvetiyye-i Ussâkiyede yeni bir döneme geçiliyordu. Tevhid ve irfaniyetin zirveye yerlestigi, muhabbet rüzgârlarinin estigi bu döneme "TERZI BABA dö-nemi" adini veriyoruz. Necdet Ardiç Bey'in bu seyr-i sülûku ayni zamanda kendisinin olgunlasma devresidir. Bundan sonra ise onun yüksek maksadi Islâm dininin özüne uygun olarak yasamak ve yasatmak, insânlari cehâlet, taassub ve tutsakliktan kurtarip insânlik, medeniyet, hürriyet nûrlariyla yücelt-mekti. Zaman içersinde bu hasletlerle hayatini sürdürdü. Bu arada sizlere terzi babamin anlattiklarindan Hazmi ve Nûsret ba-bamlar hakkinda da kisaca bilgi sunmaga çalisacagim. Hazmi efendimin bir çok siir ve makaleleri oldugu halde Terzi Baba-ma ulasan sadece Hz. Peygamber Efendimize yazmis oldugu bir siiri kalmis, ben de onu kendisinden buraya ilâve etmek için müsaade istedim, bu siiri daha evvelce Terzi Babam Divaninda da yayinlamis idi. Yetis diye baslayan, buram buram muhabbet kokan siiri söyledir. Kendileri hakkinda daha genis bilginin Hüseyin Vassaf Efendi?nin ?Sefine-i Evliya? kitabinda bulunabilecegini de ifade etmistir. Y E T I S Ey goncai bag'i safa, ey virdi handanim yetis. Dolmus gözüm göynüm senin askinla, ey nazli güzel. Içtim gözünden bir kadeh, askin sarabin mest olup. Ey tuti'i sükker deher, nutkun verir bu cisme can. Nûr'i Cemâlin sem'ine pervane ves yandi gönül, Dil bülbülü feryad eder, aglar durur samu seher. Ey goncai bagi emel, ey hüsnü ani bi bedel.
Nûsret Babamin, babasi kol agasi Ismail efendi, annesi ise Sahinde hanim imis. Terzi Babam anlatmaya devam ederek, Rahmiye Annemin bildirdigine göre, kol agasi Ismail efendi küçük çocuk yaslarinda Bulga-ristanin Kizanlik bölgesinden ailesi ile birlikte oradaki düzenlerinin bo-zulmasiyla yola çikarlar hava soguk ve karlidir, küçük kafile yerlerinden acele olarak büyük bir telâsla ayrilmak zorunda kalmislardir. Bu zorlu yolculugun bir yerinde küçük Ismaili kaybederler ve bir daha bulamazlar. Bu arada küçük Ismail de o kargasa arasinda yolda yalniz basina karlar içinde kaybolmus ne yapacagini bilmez korku içerisinde ve ümitsiz bir halde iken, arkadan gelen Türkiye?ye dogru yola çikmis olan baska bir küçük kafile, karlar içerisinde korkudan ne yapacagini bilmez aglar bir durumda olan küçük Ismaili yolda bulurlar ve onu da yanlarina alarak hizla yollarina devam ederler, ancak bir daha Ismailin ailesini bu-lamazlar. Böylece küçük Ismail o ailenin bir çocugu olmus olarak yanlarinda kalir. Bu aile Türkiye ye gelince evvelâ belirli bir müddet Tekirdaginda is-kân olurlar daha sonra da Istanbula gidip Kasimpasaya yerlesirler. Tekirdaginda oturduklari sirada bir çok ailelerle tanisirlar, bunlardan biri de Aydogdu Mahallesi Sabanoglu bayirinda oturan 'Küçük Ahmet' lâkab-i ile taninan ve hanimi Emine hanim olan ailenin de büyükleri ile tanisirlar. Nûsret (18) yaslarinda iken annesi Sahinde hanim onun hakkinda güzel bir rû'ya görür. (Bu rû'ya kitabimizin ileriki, ilgili sayfalarinda belirtilmistir.) Bu arada genç Nûsret, deniz yollarinda göreve baslayarak denizci olmus ve gemilerle seferlere çikarak hayatini böylece sürdürür hale gelmistir. Devir savas yillari oldugu için herkesler gibi onlar da oldukça sikinti içindedirler. Nûsret efendi (25) yaslarina geldiginde ailesi onu evlendirmek ister ve daha evvelce Tekirdaginda ikâmet ederek tanismis olduklari Küçük Ahmet efendinin de (4) çocugundan ikincisi Rahmiye ha-nim isimli kiz çocuklaridir. Ismail efendinin ailesi Küçük Ahmet efendiden kizlari Rahmiye hanimi, ogullan Nûsret efendiye es olarak isterler ve talepleri kabul edilir. Böylece Rahmiye hanimin hayatinda da yeni bir sayfa açilmis olur. Nafize hanim ise ondan sonra epey bir zaman daha yasayarak (2000) yilinda vefat etmistir, kendilerinin Nilüfer isminde bir kizlari vardir. Biz yine özet olarak Nûsret efendiye dönelim. Dünya ve ahiret islerini birlikte götürmege çalisan Nûsret efendi bu arada Hakk'a yürüyen Mustafa Sâfî efendi, hilâfetini ve emanetlerini damadi olan Hazmi efendiye devretmis, tekke ve zaviyelerin kapanmasi ile Ussâki dergâhi da faaliyetlerine son vermek zorunda kalmistir.
Askin atesine gelbir yanalim. Devrane uyup seyran edelim. ALLAH diyelim. Lâ ilâhe illâllah, Hûû. Sermayen olan ömrün bitiyor. Devrane uyup seyran edelim. ALLAH diyelim. Lâ ilâhe illâllah, La ilâhe illâllah. Asiksan eger gel birleselim. Ta fecre kadar zikreyleyelim. Dost, dost, dost, dost. ALLAH diyelim. Lâ ilâhe illâllah, La ilâhe illâllah. Ey yolcu biraz gel dinle beni. Nûsret denilen derya gezeri. Dost, dost, dost, dost. Eyvah, vah, vah, vah demeden Lâ ilâhe illâllah, La ilâhe illâllah. Nihayet dünyadaki günlerini Hacc dönüsünden kisa bir süre sonra sona erdirerek tamamlayan Hazmi Tûra efendi Hz. (1960) senesinde Hakk'a yürüyerek yerini ve emanetlerini Nûsret Efendiye birakmistir. Kendisi hakkinda kitabimizin görülen kerametler bölümünde ayrica izahat ve bilgiler gelecektir. Rahmiye hanimin guatr rahatsizligi oldugu için, doktorlarin deniz ha-vasi olan bir yerde yasamalari gerektigini bildirmeleri üzerine, (1950) senesinde Nûsret Efendi ailesi ile birlikte, bogazda Küçük Bebek semti, Ibriktar sokak No 4?te aldiklari eve Kasimpasadan nakli mekân ederek oraya yerlesmislerdir. Nûsret Babamin kitaplari: 1. Divan Bu ailenin en büyük çocugu Emin Efendi, onun küçügü Rahmiye Hanim, onun küçügü Sadik Efendi, ve en küçükleri ise, Mehmet Efendi idi, diye devam eden Efendi Babam; Emin Efendinin (yani büyük amcamin) 2 erkek, 1 kiz; Onlarin da torunlari vardir, diye ilâve ederek bizlere bildirmistir. Bu vesile ile de o kanaldan gelen Hilâfet Tekirdagina gelmistir. Bu hususlarda daha genis bilgiler ileriki sayfalarda gelecektir. Böylece Terzi Babam Nûsret Babam ile hem zahir hem de batin bagi oldugunu bizlere bildirmistir.
Sorulariniz icin iletisim adresi : Diese E-Mail-Adresse ist gegen Spambots geschützt! JavaScript muss aktiviert werden, damit sie angezeigt werden kann.
|







