Lolita pornography caters to ephebophiles. Women with women Main article: Lesbianism in erotica: Lesbianism in contemporary pornography Lesbian or girl-girl pornography features women engaged in sex together, but is typically aimed at a male audience. Bra pornography involves women or men dressed in bras. Many of these activities might be based on rape. Lesbian pornography typically features a wider range of appearances and body types than is typical of mainstream pornography. Andrews cross or spreader bars. A threesome is also depicted with one woman and two men who all perform sex celebrity sex videos acts on each other . Cartoon pornography is the portrayal of illustrated or animated fictional characters in erotic or sexual situations. Being forced to wear diapers as a form of humiliation is sometimes a behavior encountered in sexual masochism. Sadomasochism refers to the aspects of BDSM surrounding the exchange of physical or emotional pain. Those with diaper-related paraphilias differ widely in their focus of attention. A scene where many women have sex with one man is referred to as a reverse gang-bang. The term has also applied cartoon porn to other professions and even companies trying to appeal to a gay demographic. While some fantasize about a giantess who is slightly taller than himself, others are interested in giantesses that are hundreds or even thousands of feet tall. As women, they face concerns separate from men. The fantasy is typically based around one or more larger beings dominating a smaller being. Some pornographic films use an artificial semen substitute to simulate or enhance creampie shots. These include gently sucking and tugging on the scrotum and use of lips gay mobile porn to ensure minimal contact with their teeth. In the 18th and 19th centuries, some European theologians and physicians described it as heinous, deplorable, and hideous, but during the 20th century, these taboos generally declined. They may be noted for using risqué themes, graphic violence, sexuality or black comedy in a manner that is unsuitable for younger audiences.

HATIRALAR

  • terzibaba.com
  • terzibaba.com
  • terzibaba.com
  • terzibaba.com
  • terzibaba.com
  • terzibaba.com


Bir zamanın olsun

Bak hele bir kendine, Neler kaptırdın nefsine, Biraz tecrübe etsene, Nefsinle bir zamanın olsun. Dışardan çek başını, Kendin pişir asını, Silerek göz yaşını, Kendinle bir zamanın olsun. Kendini bul Rasulde, Buda vardır usulde, Meyyid olup gasilde, Rasulle dolu bir zamanın olsun. Hemen çıkıp aradan, Senle kalır yaradan, Pişman olma sonradan, Rabbınla dolu bir zamanın olsun. Terzi Baba

HADİS

Cennet bahçesine uğradığınız zaman orada oturunuz. Sahabiler: "Ya Resulullah, Cennet bahçesi nedir?" diye sordular. Resulullah (SAV) şöyle cevap verdi : "İlim meclisleridir." (Terğib, 1.112)

HADİS

Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm şu duayı çok yapardı: "Ey kalbleri çeviren Allahım! Kalbimi dinin üzerine sâbit kıl!" Ben (bir gün kendisine): "Ey Allah'ın resûlü! Biz sana ve senin getirdiklerine inandık. Sen bizim hakkımızda korkuyor musun?" dedim. Bana şöyle cevap verdi: "Evet! Kalpler, Rahmân'ın iki parmağı arasındadır. Onları istediği gibi çevirir." (Tirmizi, Kader 7)

HADİS

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): ‘Allah sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil kalplerinize ve amellerinize bakar’ buyurdu.” Müslim, İbni Mâce

HADİS

DOGRU kimsenin üç alameti vardir : 1- Ibadetlerini gizli yapar, 2- Karsilastigi musibetleri gizler, 3- Daima zikirle mesgul olur. Hz. Muhammed (SAV)

HADİS

Kim korkarsa akşam karanlığında yol alır. Kim akşam karanlığında yol alırsa hedefine varır. Haberiniz olsun Allah ın malı pahalıdır, haberiniz olsun Allah'ın malı cennettir. (Tirmizi, Kıyamet 19)

HADİS

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Zira gerçek şu ki sizden kim benden sonra yaşarsa, pek çok ayrılıklar görecektir. Size benim ve doğru yolu bulmuş, hidâyet üzere olan halifelerin sünnetine sımsıkı sarılmanızı tavsiye ederim.” Ebu Davud, Albânî de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.

HADİS

Cuma gününde öyle bir saat vardır ki, şayet bir müslüman kul o saate rastlar da Allah’tan bir hayır isterse, Allah onu kendisine mutlaka verir (Müslim, Cum'a 4)

Hz Mevlana

Yazikki yine aksam oldu biz yine yalniz kaldik. Bir kiyisi görünmez denize daldik. Bir gemiye binmisiz bulanik bir gecede ALLAH’in denizinde ALLAH’tan uzak kaldik.

HADİS

Kişi, dostunun dini üzeredir. Bu nedenle, kiminle dost olacağına dikkat etsin! (Ebu Davud)


Terzibaba kim Drucken

T E R Z I B A B A KIMDIR ?     

                                                                                   2 15

"Terzi Baba kimdir?" sorusuna cevap aramak, onu daha iyi ve çok yönlü taniyip bilmek, hayat akisini ve felsefesini ögrenebilmemiz için sizleri yasadigimiz zamanin biraz gerilerine dogru götürmek istiyorum.

Tarih: 15 Aralik 1938
Yer: Tekirdag


Tekirdag'in yerli ailelerinden olup da geçimini çiftçilik ve bagcilik yaparak sürdürmeye çalisan Sadik Ardiç Efendi ve Melek (Meliha) Hanim' in ortanca (ikinci) çocukları dünyaya gelir. Orta hâlli ve mütevazi bir hayat sürdüren bu aile yeni dogan çocuklarına baba Sadik Efendi ile Melek Hanim in ortak karariyla ''yigitlik, kahramanlik ve efelik '' anlamina gelen "NECDET" ismini verirler.

Böylece Necdet, agabeyi Ahmet ve sonraki yıllarda doğacak olan kardeşi Cevdet ile birlikte Ardiç ailesinin içindeki yerini alir.

Yillar yavas yavas geçmeye baslar. Çocukluk dönemini yasayan "Necdet" artik yedi yasina gelmis ve okula gitmeye baslamistir. Okul dönemiyle birlikte onun dogustan sahip oldugu; asalet, güzellik, akil ve zeka üstünlügü gibi kemâl olgunluk hâlleri de kendisinde belirmeye ve görülmeye baslamis, gerek okulda gerek çevresinde zeki, çaliskan ve güzel ahlâkli olusuyla ilgi ve alâka çekmeye baslamistir. Hatta ondaki bu olgunluk hâllerini gören basögretmeni ve matematik ögretmeni onu okul arkadaslarina örnek ve rehber ögrenci diye takdim ederken, birlikte oyun oynadiklari çocukluk arkadaslari ise, "yahu sen nasil bir çocuksun? Bize hiç benzemiyorsun, biz o kadar küfür ettigimiz hâl-de senin agzindan hiç küfür duymadik," diyorlardi.

O çocuk iken diger çocuklardan farkli idi. Gençliginde de döneminin gençlerine benzemedi. Küçüklügünde arkadaşları hep büyükler, yetişkinliğinde ise, hep gençler olmuştur.

Ilkokul yillarinin sonlarina dogru ise, kendi iç âleminde dini duygular ve fikirler, Allah ve Peygamber sevgisi olusmaya basladi. Özellikle de Hz. Ali Efendimizin menkibelerini ve kahramanliklarini anlatan kitaplari okuyarak, onlara karsi ilgisi ve muhabbeti artmaya basladi.

Yasi on ikiye gelip ilkokul dönemi bittiginde Necdet'in arzusu okumak ve yüksek tahsilli birisi olabilmekti. Ancak ailesinin o günkü sartlarda (1950 Yili) imkânlari yeterli olmadigindan onu okutamadilar.
Geçimini topraga bagli olarak sürdüren babasi Sadik Efendi ise ogullarinin kendi meslegini devam ettirmelerini pek istemez, ogullari bir sanat ve meslek sahibi olsun düsüncesindeydi.

Bunun üzerine amcasi Mehmet Efendi de bosta gezmesin ve bir meslek sahibi slsun düsüncesiyle o dönemlerde gözde bir meslek sayilan terziligi ögrenmesi için Tekirdag'da Hüseyin Kuymu (Kara Hüseyin) adinda bir terzinin yanina Necdet'i çirak olarak verir. Artik o-nun en önemli hedeflerinden birisi igne ile iplik arasinda geçecek olan terzilik meslegini çok iyi ögrenip iyi bir terzi olabilmektir.

Daha ilkokul yillarinda kendisinde baslayan din sevgisi ve muhabbeti de iyice belirmeye baslamis; daha çocuk yaslarinda olmasina ragmen bes vakit namazini düzenli ve cemaatle kilmaya özen gösterirken bir yandan da dini egitim ve ögretim almak için Tekirdag'in taninmis imam-larindan olan ve o dönemde merkez Çiftlikönü Câmii imam hatipligini yapan Ahmet Elitas Hoca Efendiden Kûrâni Keriym ve dini bilgiler dersleri almaya baslamistir.

Kalbi çok rikkatli idi. Çocuklugunun bu dönemlerinde, bir gün sabah namazina kalkmadigi için pes pese üç gün oruç tutmak suretiyle nefsini terbiye etmeye yönelmistir.

O, sabahlari çok erken saatlerde kalkar, abdestini alir, Kûrân-i Keriym ve ilgili ders kitaplarini eline alip, evlerine yaklasik iki kilometre uzaklikta olan Çiftlikönü Câmiine fecrin karanliginda yürüyerek gider, burada sabah namazini cemaatle birlikte eda ettikten sonra hocasiyla o günkü Kûr?ân-i Keriym ve dini bilgiler derslerini çalisirlar ve günün ilk saatlerinde baslayan mesâi için çarsida bulunan terzihane dükkânina geri dönerdi.

Isini ve meslegini severek yapiyordu. Çok çaliskan ve mârifetli oldugundan kisa sürede terzilik meslegini ve inceliklerini ögrenmeye basladi. Terzilik mesleginde ilk ustasi olan Hüseyin Kuymu onda gördügü ka-biliyet, çaliskanlik ve güzel ahlâk için sik sik çevresine "Bu çocuk bir cevher ve çok mârifetli" derdi.

Üç yil çalistigi çiraklik ve kalfalik dönemini tamamladigi bu terzihane dükkâninda ustasinin da müsterilerinin de sevgi ve muhabbetini kazan-misti. Terzihane dükkâninin bir kösesinde asilmis olan üzerinde su mis-ralann yazili oldugu tablo onu çok etkilemisti;

Her seherde besmele ile açilir dükkânimiz,

Hazreti Idris aleyhisselâmdir pirimiz üstadimiz.

 Her okuyusunda derunî hisleriyle etkilendigi bu misralann sirrini ve hakikatini yillar sonra idrak edecektir.

Necdet'in bu hâli ailesini de mutlu ediyordu. Özellikle çocuklari için iradeli ve sefkatli bir mürebbiye olan annesi Melek Hanim ise, oglu Necdet'in mütedeyyin ve çaliskan hâli karsisindaki sevincini esi Sadik Efendiye, "Bu çocuk bizi de adam edecek" sözleriyle ifade ediyordu.

Aldigi Kûr
ân-i Keriym ve dini bilgiler derslerini epey ilerletince bu defa da yine Tekirdag'in o dönemdeki meshur kiraat imamlarindan olan merhum Behçet Toy Hoca Efendiden kiraat, huruf ve tecvit dersleri almaya basladi. Bu çalismalarini askere kadar sürdürdü. Kiraat ve huruf derslerine devam ettigi dönemdeki birkaç hatirati ise söyledir:

Özel ve talim üzere bir çalisma gerektiren bu dersleri için, bir gece evinin bir odasina kapanan Necdet, sürekli olarak

euzü billâhi mines seytanir raciym
 bismillâhir ahmânir rahiym

sözünü bogaz talimi yaparak defalarca tekrar ediyordu. Misafirlikten dönerken kapinin önüne geldiginde, onun sesini duyan annesi, oglum Kûr?ân okuyacak onu sessizce dinleyeyim diye dis kapinin önünde beklemeye baslar. Ancak hep ayni cümleyi tekrar ettigini duyunca da bir müddet sonra dayanamayip kapidan içeriye girer ve ogluna da; Kûran okuyacaksin diye disarda bekliyorum, arkasi yok mu bunun? der.

Gerek terzihane dükkânindaki çalismalari gerekse dini bilgi ve ilimler üzerindeki çalismalari küçük yastaki bedenine agir gelmeye baslamisti. Nitekim o yaslarda iken isinden evine gelip gece saat 12 civarinda yatsi namazini eda ederken asiri yorgunluktan secde hâlinde iken uyuyup kalmıs, dışarıdan evine gelen babası Sadik Efendi onun bu hâlini görünce heyecanli ve telasli bir biçimde acaba ogluma bir sey mi oldu endi-sesine kapilmis, yanina gelip seslendiğinde kendisinden cevap alınca, onun namaz esnasında yorgunluktan uyuya kaldığını anlayip rahatlamıştır.

Merhum Behçet Toy Hoca Efendiden huruf ve talim dersleri aldigi dönemlerde gerekli zaman ve mekânin olmayisindan dolayi, sesli olarak da çalisilmasi gereken bu dersleri için, o zamanki Orta Câmi müezzini olan ve Necdet'i çok seven Ali Efendi ona söyle yardimci oluyordu. Her aksam yatsi namazi kilindiktan sonra müezzin Ali Efendi câmi kapisini kilitleyip anahtari câminin disinda özel bir yere birakiyordu. Gece 12 civarlannda is mesâisini bitiren Necdet anahtari birakilan yerden alip câmiyi açiyor ve derslerini ancak böyle çalisma imkâni bulabiliyordu. Bazen de gecenin bu saatinde câmiyi açmak kendisine zor geliyor ve biraz asagidaki Pasa Câmiinin disindaki son cemaat bölümünde ders yapiyordu.

Nitekim bir gece onun Pasa Câmiinden gelen seslerini duyan gece bekçisi, acaba câmide bir vukuat mi var endisesiyle sessizce câmiye gelip bir süre Necdet'in basinda durup tekrar oradan ayrilip gitmistir.

Yillar yavas yavas ilerleyip 1953 yilina gelindiginde Necdet'in yasi 15 olmustur. 3 yil boyunca çalistigi, çiraklik ve kalfalik yaptigi ustasinin yaninda terzilik meslegi adina ögrenecegi baska bir sey kalmayinca, bu defa ögrendigi bu sanati daha da ilerletip gelistirmek için ailesinin de iznini alarak Istanbul'a gitmeye karar verdi.

Istanbul'a gittiginde Beyoglu'ndaki bir terzihane atölyesinde çalisirken, babasinin ablasi olan ve Bebek semtinde ikâmet eden halsi Rahmiye Hanimlarin evinde geceleri misafir olarak kaliyordu.
Artik mücadelesi, gayesi ve gittikçe artan maneviyat ve dindarligi olan hayat çizgisi kendisinde olusmaya baslamisti. O günlerde (19 53)
sayi degerlerinin hayatini ne kadar derinden etkileyecegini bilemiyordu.

Istanbu'da çalistigi yaklasik 1 yil zarfinda evinde geceleri misafir olarak kaldigi halasi Rahmiye Hanimin esi olan ve tasavvufi bir yasami olan M. Nûsret Tûra'nin da çok dikkat ve nazarini çekmekte; enistesi, onunla konusurken sürekli olarak ''pehlivan'' diye övgülü hitapta bulunuyordu. Onun hakkinda söylenen bu ''pehlivan' sözünün anlami daha sonraki yillarda çok iyi anlasilacaktir. Bir müddet sonra da, is yerinin bulundugu caddeye Hüseyin Pehlivan Caddesi
ismi verilmistir.

Annesi Melek Hanimin da rizasiyla Istanbul'da 1 yil kadar kaldiktan sonra tekrar Tekirdag'a geri döndügünde ise, bu defa bayan terziligine yöneldi. Zamaninin degerini ve kiymetini çok iyi bildiginden isinden sonraki bos zamanlannda ise, daha önceki yillarda Kûrân-i Keriym dersleri aldigi hocasindan bu defa Arapça dersleri de almaya basladi. Yine ayni dönemlerde Tekirdag'da hafizlik çalismalarina basladi, ancak zamaninin yetersizligi dolayisiyla bu çalismalari birakmak zorunda kaldi.

Bayan terziligini epey ilerletip kendi terzihane dükkânini açtiginda yasi henüz 18'dir. Bu yillarda babasi Sadik Efendinin ani ölümü onu ve ailesini epey sarsmistir.

Istanbul'da bulundugu dönemlerde evlerinde misafir olarak kaldigi halasi Rahmiye Hanimin esi M. Nûsret Tûra Bey, ondaki özellikleri ve muhabbeti kesfedince, onu bosta birakmamak ve kendisine faydali olabilmek düsüncesiyle, kendi mürsidi olan ve ayni zamanda Fatih der-siâmlarindan ve Süleymaniye Kütüphanesinin müdürlügünü de yapan, Ussâki seyhlerinden Hazmi Tûra Ussâki Efendiye gönderir. Hazmi Tûra Ussâki Hazretlerinin huzuruna, elindeki tanitim kagidiyla giden ve kabul edilen Necdet Ardiç Bey böylece tasavvufi hayata, yani gönül yolculuguna da baslamis oluyordu.

Mürsidi Hazmi Tûra Ussâki Efendiye intisabindan sonra mücadelesi, çilesi, fedakarligi, riyâzati olan tasavvufi çalismalarina basladi. Firsat buldukça istanbul Fatih'te Keçeciler Caddesindeki Bedrettin Dergâhinda ikâmet eden mürsidini ziyaret ediyor, onun sohbetlerine istirak ediyordu.

Bu ziyaretlerinden ve çalismalarindan çok memnun kalan mürsidi yine bir ziyaret esnasinda Necdet Bey'e su sözlerle taltifte bulunuyor:

"Oglum, iki seyinden memnun kaldim. Birincisi tasavvuf çalismalarina devam etmen, ikincisi ise, gördügün (taç giyme ve Ihlas okuma v.b.) zuhuratlarindir.?

Alîm ve ârif bir zât olan Hazmi Tûra Ussâki Hazretleri haftanin cumartesi günleri ikindi namazini müteakiben de Beyazit Câmiinde Mesnevi Serif okutuyordu. Necdet Bey imkân buldukça cumartesi günleri Tekirdag'dan Beyazit Câmiine gidiyordu.
1958 Yilina gelindiginde yasi 20 olan Necdet Ardiç Bey askerlik va-zifesi için Ankara'nin yolunu tutar. Simdiki adiyla Cumhurbaskanligi Muhafiz Alayi Karargah Bölügünde 24 ay süren askerligini ifa eder.
Askerligi süresince meslegi olan bayan terziligini epey gelistirmistir. Özellikle de Ankara'da bu dönemde tanistigi Paris Terzilik Akademisini bitiren, terzi Bekir Ceyhan'la birlikte uzun süre çalismalar yapmistir. Askerlik süresinin bitmesiyle birlikte gelecegiyle ilgili olarak da karar vermesi gerekiyordu. Ankara'da kalip meslegini sürdürmesi için kendisine cazip teklifler sunulurken, onun hedefi ya Istanbul'da kalmak ya da modanin ve giyimin merkezi olan Paris'e gidip meslegini burada sürdürmek ve dünya çapinda bir terzi olabilmekti. Bir müddet Fransizca lisânini ögrenme çalismalari da yapti.

O dönemlerde bir karar vermesi gerekiyordu. Düsündü ve tasavvuf yönünün daha agir basmasiyla Hak yolunu tercih edip terhisiyle birlikte Tekirdag'a tekrar geri döndü. Hemen burada bir dükkân açip bayan terziligi çalismalanna devam etti. Zamanina göre çok iyi ve ileri derecede giyim ürettiginden, kisa sürede tanindi. Çevre illerden gelen müsterileri kendisine "Tekirdag'in Dior'u" lâkabini da takmislardi. Bu arada askerlik dönüsü ile birlikte tasavvuf çalismalarinin yaninda Arapça, tefsir, hadis ve fikih derslerini de devam ettiriyordu.
Necdet Ardiç Bey bir gün terzihane dükkâninda dikis makinesinin basinda çalisirken bir hâl ile karsilasiyor. Söyle ki; çalistigi dikis makinesinde yüzü duvara dönük iken birden duvardan Hazmi Tûra Ussâki Hazretlerinin silueti beliriyor. Bunun üzerine hemen dikis makinesini durduruyor.

Mürsidi kendisine sürekli "haydi oglum, gayret oglum... lâ ilâhe illâllah... haydi gayret" seklinde görünüp bir mesaj veriyordu.

Bu hâl geçtikten sonra ütü masasinin yanina giden Necdet Bey ilginç bir görüntüyle karsilasiyor. O dönemlerde ütü için mangal kömürleri kullanilmaktaydi.

Yere dogru baktiginda beyaz yer karolarinin üzerinde siyah kömür parçalariyla çok açik bir sekilde çizilerek yazilan,
Ê (ayn), ô (ye) ve ? (dal) harflerinin oldugunu görür.

O anda bunlarin ne anlama geldigini bilemez. Ancak unutmamak için oradaki görüntüyü bir kagida yazar.

Aradan kisa bir müddet geçince mürsidi Hazmi Tûra Efendiyi ziyaret için Istanbul Fatih'teki, dergâh olarak da kullanilan evine gider.

Kapiyi çaldiginda Hanimi 'Mürside Anne' kapiyi açar.

Içeriye girip 5-10 dakika oturduktan sonra Necdet Bey Mürside Ha-nima, "Efendi Babam evde yok mu?" diye sorar.

Mürside Hanim da ona, "Babaniz sizindir yavrum" der. Necdet Bey bundan bir sey anlamaz.
Bir müddet sonra Mürside Annesine "Efendi Babam daha gelmedi mi?" diye tekrar sordugunda,
yine "Efendi Babaniz artik sizindir oglum" cevabini alir.
Bu ifadedeki maksat ve mânâyi anlayan Necdet Bey, mürsidi Hazmi Tûra Ussâki Hazretlerinin vefat ettigini, yani bâtin tecellisine dönüstü-günü anlar.
O anda kisa bir tefekküre dalan Necdet Bey Hz. Peygamberimiz bâ-tin âleme giderken Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in söyledigi sözler hatirina gelir.
O anda çok üzgün ve degisik duygular yasayan Necdet Bey, çalisir-ken dükkânda yasadigi hâlet-i rûhiyenin, mürsidinin rûhunu teslim etmeden evvel kendisini son bir kez gayrete geçirmek için ziyarete geldigini idrak eder.
Bir müddet sonra "simdi biz ne yapacagiz Mürside Anne?" diye sordugunda,

Mürside Hanim da, "Efendi Babaniz yerine M. Nûsret Tûra'yi bi-rakti. Emanetler artik onda. Sizler de bundan böyle ona gide-ceksiniz," cevabini verir.


Tarikat-i Aliyye-i Halvetiyye-i Ussâkiye'nin
önemli sahsiyetlerin-den biri olan; alîm, ârif ve fazil kisiligiyle taninan Hazmi Tûra Ussâki, Necdet Bey'in tasavvuftaki seyr-i sülûkunda önemli bir yer tutar.

Mürsidinin vefatindan sonra o günki hisler içinde kaleme aldigi ve mürsidine olan sevgi ve muhabbetini anlattigi,

"Hazmi Tûra'nin Huzurunda" adli siirini sizlere sunuyorum.


H A Z M I T Û R A' N I N H U Z U R U N D A


Gitmistim bir gün Nûsret Tûra'ya,
Gönderdi beni Hazmi Tûra'ya.
 Yazdi verdi elime bir kagit,
 Sanki içinde bin türlü agit.

Gidip Fatih'e girdim dergâhina,
Alip içeri oturttu yanina.
Okudu elimdeki kagidi,
Çözülen ayagimin bagiydi.

Oglum dedi, her gün sunlari yap,
Gittigin dünyadan hemen sap.
Görünce o muhterem Hak dostu,
O günüm bilsen ne hostu.

Hadi oglum Allah selâmet versin,
Yoluna güle güle gidersin.

Çikarma bizi sakin gönülden,
Gaflette kalirsan ne gelir elden.

Hazmi Tûra ilk mürsidim oldu,
Ihsanlari fakire çok boldu.
Bir gün yine gittim dergâhina,
Oturttu beni hemen karsisina.

Anlat bakalim gördüklerini,

Degerlendirelim hâllerini.
Anlattim tüm gördüklerimi,
Basimdan geçirdiklerimi.

Iki seye sevindim dedi bana,
Bunlari anlatayim sana.
Biri unutmamissin bizleri,
Digeri gitmissin hayli ileri.

Okuturdu Mesnevi Bayezit'te
Bir gün nasip oldu orda ziyarette.
Anlatiyordu hakikat-i Nuh'dan,
Nasil kurtulunur o tufandan.
Sanki su anda görür gibiyim,
Rûhaniyetini sezmis gibiyim.

Bakiyor sanki yazdiklarima,

Tebessüm ediyor anlattiklarima.
Tekrar yine gittigimde dergâha,
Ulasamadan o padisaha.

 Hacdan gelince pek hastalanmis,
 Hemen rahmet-i Rahmânâ dalmis.
 O anda sanki Siddik'in sözü
 Muhammed öldü ise Allah baki.
 
 Simdi ne yapacagiz? Dedim,

 Nûsret Bey'e gideceksiniz dediler.
 Daha evvel dükkânda çalisiyorken,
 Sanki geldi karsima duvar içinden.

 Costurdu beni Tevhid ile,

 Ben de sastim o zaman bu ise.
Sonra baktim yere lyd yazilmis,
 
 
Sanki bir el hat kazimis.
 Anladim ki o an bayrammis,
 Fakire lûtfen vedaya gelmis.


Bu hadiseyi (tecelliyi) sonradan Necdet Bey, Nûsret Efendiye anlattiginda,
oglum üç harften a(IYD) meydana gelen bu kelime (bayram) demektir. O anda onun bayrami yani Hakk a vuslati imis, diye kendisine ifade ettigini bildirmistir.


N Û S R E T E F E N D I' Y E I N T I S A B I

Hazmi Tûra Ussâki Hazretlerinin vefatiyla birlikte yerine halife olarak biraktigi M. Nûsret Tûra Hazretlerine diger sâliklerle beraber intisab eden Necdet Ardiç Bey için seyr-i sülûkunun ikinci dönemi de böylece baslamis oldu.

Istanbul Bogaziçi Bebek Semtinde ikâmet eden ve Devlet Deniz Yol-larinda memur olarak çalisan M. Nûsret Tûra'ya iltihak ettikten sonra ise çok siki bir sekilde hem dünyaya hem de ahirete yönelik olarak ça-lismaya baslamistir. Sohbet günleri ve kandil gecelerinde Tekirdag'dan kalkip Istanbul'a giderdi. Mürsidinin hanimi halasi olmasi dolayisiyla da daha sik ziyaret edip görüsüyor ve sohbetlerine katilma imkâni buluyordu.

Necdet Bey seyrinin bu bölümünde mürsidi ile çok yakin olmaya baslar. Seyri ilerledikçe ufku ve idraki de açilip genisliyordu. Arapça ve Tefsir derslerine çalismalari devam ederken riyâzat ve diger nafile ibadetlerini de arttirarak sürdürüyordu. Daha küçük yaslarda tutmaya basladigi ve uzun yillar devam ettirdigi nafile oruçlar onun yasaminda önemli bir yer tutar.

Haftanin günlerinin çogunlugunu, senenin günlerinin yarisindan fazlasini oruçlu geçirirdi. Tasavvufta dervisin kemâle ermesinde önemli olan ve adina da 'Erbaiyn' (Kirk gün orucu pes pese tutmak) denilen riyâzat oruçlarini hayvani gidalardan arinmis olarak uzun yillar tutarken, bir defasinda da üç erbaiyni pes pese tutmus ve üçüncü erbaiynin son bes gününü de 'iftarsiz oruç' seklinde tutabilen nadir insânlardan biri olmustur.

1964 yilinda ise Necdet Ardiç Bey mürsidinin de isaretiyle akrabalik baglarinin da bulundugu Istanbul'dan Nüket Hanimefendi ile evlenir. Bu evliliklerinden Izzet ve Cemâl Cem adinda iki oglu olmustur. Iki çocugu-nun olacagi kendisine rû'yada gösterilmistir.

Mürsidi Nûsret Tûra'nin Bebek'teki evi ayni zamanda dergâh olarak da kullanilmaktaydi. Sik sik ziyaretine gidip onun sohbetlerine katilan Necdet Bey, bazi günler onun evinde kaldiginda yasadigi duygu ve hislerini söyle ifade ediyordu:

"Ziyarete gidip dergâhta kaldigim gecelerde Nûsret Babamin okudugu sabah ezaniyla uyanir, abdestimi alip yanina giderdim. Beraberce namazi eda ederdik. Biz zikir ve sohbetimizi yaparken ev halki da kalkar, birlikte kahvaltilar yapilir, sonra herkes kendi isine giderdi. Bahar sabahlari Bebek sirtlarinda Asiyan koruludugunda öten bülbüllerin sesiyle zikirlerimiz birbirine karisirdi. Geçmis zaman olur ki hayali cihan deger."

Onun bu ifadeleri hayat ve hakikat ile dolu oldugundan hayali bile cihana degerdir.

Kemalât sahibi, mârifetli ârif bir zât olan M. Nûsret Tûra Efendi Necdet Ardiç Bey'de gördügü cevheri ortaya çikarmak için çok gayret göstermistir. Bazen bir gurup cemaate kendisini tanitirken "En çok sevdiklerimizdendir," demesi ve "habib" mazhariyla ona yaklasmasi gösterdigi gayretin bir ifadesi olsa gerektir.
Onun yetismesinde büyük emegi ve faydasi görülen kimselerden birisi de mürsidinin hanimi olan halasi 'Rahmiye Anne'dir.
Esasen onun hayatinda üç kadin büyük yer tutar. Bunlardan birincisi dünyaya gelmesine vesile olan bedeninin annesi Melek Hanim, ikincisi manevi terbiye alip Hakikat-i Muhammediyyenin kendisinde açilmasinda emegi olan Rahmiye Annesi, üçüncüsü ise esi Nüket Hanimdir. Çok uzun yillar mürsidinden feyz ve ilham almak için Tekirdag Istanbul arasinda adeta mekik dokuyan Necdet Bey bu çalismalarinin karsiligini da artik görmeye baslamitir. 1972 yilinda seyr-i sülûkundaki derslerini tekmil tarik bitirmisti. '' Taci Serif''
mürsidi tarafindan 1979 yilinda kendisine giydirilmistir.
Seyr-i sülûkunda kemâle erip, eminlik ve güvenilirlik vasiflarini kazanan Necdet Ardiç Bey "îlâhi emaneti" de yüklenecek duruma gel-mistir. Mürsidi M. Nûsret Tûra kendisine "Oglum, sebeb-i vücudum (varlik nedenim) senmissin. Ben seni yetistirebilmek için bu âleme gönderilmisim" demistir.
Birçok dervisi, muhibbi ve 4 halifesi olan Nûsret Tûra Hazretleri ömrünün son dönemlerinde, kendisindeki maddi ve manevi emanet-leri Necdet Ardiç Bey'e vermek sûretiyle onu yerine halife olarak biraktigini açiklamistir.

Kendisinin dört halifesi vardir;

 Bakirköylü Ahmet ÖÇAL
Arnavutköylü
Hüseyin ANGI
 Kadiköylü Sabri NEBIOGLU
Tekirdagli Necdet ARDIÇ

1979 yilinda bu dünyadaki ömrünü tamamlayip, gönüllerde derin izler birakarak Hakk'a yürüdü.
Onunla uzun yillar manevi yolculuk yapan halifesi Necdet Ardiç Bey kendisiyle birlikte geçirdigi son kadir gecesinde yasadigi hislerini su siirinde dile getirmistir:



S E Y H I M L E S O N K A D I R G E C E S I

 

Bir Kadir gecesiydi o aksam,

Cümle yaran toplanmisti o aksam.

Ne âlemdi, ne âlemdi o aksam,

Seyhimle son Kadir gecesiymis o aksam.

 

Canlar toplanmis sanki semada,

Dergâha gökten nûrlar dolmada.

Bütün dervisler hep yol almada,

 

Seyhimle son Kadir gecesiymis o aksam.

Pek konusmuyordu, çünkü yorgun,

Konusturuyordu canlari dalgin,

Gecenin feyzi herkese yaygin,

Seyhimle son Kadir gecesiymis o aksam.

 

 Bir vuslat ve gariplik hâli idi,

Ey canlar kadrinizi bilin dedi,

Hepimize tek tek gülümsedi,

Seyhimle son Kadir gecesiymis o aksam.

 

Yemege oturduk hep birlikte,

Sofra-i maideden yedikte,

Allah bize lûtfetti dedikte,

Seyhimle son Kadir gecesiymis o aksam.

 

Basladi zikri tevhid sevk ile,

Name name döküldüler dile,

Verdik canlari coskun sele,

Seyhimle son Kadir gecesiymis o aksam.

 

 

Asik Hüseyin basladi söze,

Ayan oldu sirlar kapali göze,

Nasil geçilmez bu hâlde öze,

Seyhimle son Kadir gecesiymis o aksam.

 

Görmedi bir daha Kadir gecesi,

Amma kadrin bilenlerin yücesi,

Düsmedi agzindan askin hecesi,

Seyhimle son Kadir gecesiymis o aksam.

M. Nûsret Tûra'nin vefatiyla birlikte Tarikat-i Aliyye-i Halvetiyye-i Ussâkiyede yeni bir döneme geçiliyordu. Tevhid ve irfaniyetin zirveye yerlestigi, muhabbet rüzgârlarinin estigi bu döneme "TERZI BABA dö-nemi" adini veriyoruz.

Necdet Ardiç Bey'in bu seyr-i sülûku ayni zamanda kendisinin olgunlasma devresidir. Bundan sonra ise onun yüksek maksadi Islâm dininin özüne uygun olarak yasamak ve yasatmak, insânlari cehâlet, taassub ve tutsakliktan kurtarip insânlik, medeniyet, hürriyet nûrlariyla yücelt-mekti. Zaman içersinde bu hasletlerle hayatini sürdürdü.

Bu arada sizlere terzi babamin anlattiklarindan Hazmi ve Nûsret ba-bamlar hakkinda da kisaca bilgi sunmaga çalisacagim.

Hazmi babamiz aslen Malatya
?nin Arapkir ilçesinden imis, gençliginde Erzuruma ilim tahsili için gitmis orada bir efendiye dervis olmus, sonra tahsilini ilerletmek için Istanbula gelmis, bir müddet sonra Kasim-pasadaki Ussâki dergâhina giderek Mustafa Sâfî efendiye intisab etmis, güzel bir seyr-i sülûk neticesinde derslerini bitirmis ve Mustafa Sâfî babamiz kendisinde gördügü kemalât üzerine hayatta tek kizi olan Mürsi-de hanimla evlendirmis ve kendisine onu da halife yapmis. Bir de Cemâl Efendi isminde oglu varmis.

Hazmi efendimin bir çok siir ve makaleleri oldugu halde Terzi Baba-ma ulasan sadece Hz. Peygamber Efendimize yazmis oldugu bir siiri kalmis, ben de onu kendisinden buraya ilâve etmek için müsaade istedim, bu siiri daha evvelce Terzi Babam Divaninda da yayinlamis idi. Yetis diye baslayan, buram buram muhabbet kokan siiri söyledir.

Kendileri hakkinda daha genis bilginin Hüseyin Vassaf Efendi?nin ?Sefine-i Evliya? kitabinda bulunabilecegini de ifade etmistir.

Y E T I S

 Ey goncai bag'i safa, ey virdi handanim yetis.
Lütfün senin derde deva, ey derde dermanim yetis.

Dolmus gözüm göynüm senin askinla, ey nazli güzel.
Sensiz cihani neylerim, ey munisi canim yetis.

Içtim gözünden bir kadeh, askin sarabin mest olup.
Ayilmazam ta hasre dek, ey mesti çesmanim yetis.,

Ey tuti'i sükker deher, nutkun verir bu cisme can.
Kurb'an yolunda basi can, ey mah'i tabanim yetis.

Nûr'i Cemâlin sem'ine pervane ves yandi gönül,
Askindan ayirma beni, ey sem'i tabanim yetis.

Dil bülbülü feryad eder, aglar durur samu seher.
Bekler ol canandan haber, ey can'u cananim yetis.

Ey goncai bagi emel, ey hüsnü ani bi bedel.
Ey Hâzminin leylâsi gel, sultani habanim yetis.


Kitabimizin Kerametler bölümünde daha baska bilgiler vardir. Hazmi Babamin kabri, Mustafa Sâfî efendi ile birlikte Kasimpasa Feriköy Helvaci baci kabristanindadir. 1882 - 1960 yillari arasinda yasamis. Mustafa Sâfî Hazret ise, 1925 yilinda vefat etmistir. Hazmi Ba-bamin ve mürside annemin hiç çocuklari olmamis.

Nûsret Babamin, babasi kol agasi Ismail efendi, annesi ise Sahinde hanim imis. Terzi Babam anlatmaya devam ederek, Rahmiye Annemin bildirdigine göre, kol agasi Ismail efendi küçük çocuk yaslarinda Bulga-ristanin Kizanlik bölgesinden ailesi ile birlikte oradaki düzenlerinin bo-zulmasiyla yola çikarlar hava soguk ve karlidir, küçük kafile yerlerinden acele olarak büyük bir telâsla ayrilmak zorunda kalmislardir. Bu zorlu yolculugun bir yerinde küçük Ismaili kaybederler ve bir daha bulamazlar.

Bu arada küçük Ismail de o kargasa arasinda yolda yalniz basina karlar içinde kaybolmus ne yapacagini bilmez korku içerisinde ve ümitsiz bir halde iken, arkadan gelen Türkiye?ye dogru yola çikmis olan baska bir küçük kafile, karlar içerisinde korkudan ne yapacagini bilmez aglar bir durumda olan küçük Ismaili yolda bulurlar ve onu da yanlarina alarak hizla yollarina devam ederler, ancak bir daha Ismailin ailesini bu-lamazlar. Böylece küçük Ismail o ailenin bir çocugu olmus olarak yanlarinda kalir.

Bu aile Türkiye ye gelince evvelâ belirli bir müddet Tekirdaginda is-kân olurlar daha sonra da Istanbula gidip Kasimpasaya yerlesirler. Tekirdaginda oturduklari sirada bir çok ailelerle tanisirlar, bunlardan biri de Aydogdu Mahallesi Sabanoglu bayirinda oturan 'Küçük Ahmet' lâkab-i ile taninan ve hanimi Emine hanim olan ailenin de büyükleri ile tanisirlar.

Daha sonralari küçük Ismaili Kasimpasada Nalinci yokusunda Sahinde hanimla evlenmis kol agasi Ismail efendi olarak görüyoruz. Onlarin bu evliliklerinden 1903 senesinde Nûsret isminde bir erkek evlâtlari ve (1917) senesinde Fatma Nafize isminde bir de kiz çocuklari dünyaya gelir.

Nûsret (18) yaslarinda iken annesi Sahinde hanim onun hakkinda güzel bir rû'ya görür.

(Bu rû'ya kitabimizin ileriki, ilgili sayfalarinda belirtilmistir.)

Bunun üzerine Ismail efendi genç Nûsret-i yanina alarak yine Ka-simpasadaki, Ussâki dergâhina giderler ve orada Postnisin olarak oturan Mustafa Sâfî efendiye dervis olarak, 'size bir Ussâki gülü getirdim,' diyerek teslim eder genç Nûsretin böylece bâtin yolculugu baslamistir.
Daha sonra kol agasi Ismail efendi ailesi ile birlikte, yine Kasimpasada, Haci Ferhat Mahallesi Karanlik Çesme çikmazinda aldiklari eve ta-sinirlar.

Bu arada genç Nûsret, deniz yollarinda göreve baslayarak denizci olmus ve gemilerle seferlere çikarak hayatini böylece sürdürür hale gelmistir.

Devir savas yillari oldugu için herkesler gibi onlar da oldukça sikinti içindedirler. Nûsret efendi (25) yaslarina geldiginde ailesi onu evlendirmek ister ve daha evvelce Tekirdaginda ikâmet ederek tanismis olduklari Küçük Ahmet efendinin de (4) çocugundan ikincisi Rahmiye ha-nim isimli kiz çocuklaridir. Ismail efendinin ailesi Küçük Ahmet efendiden kizlari Rahmiye hanimi, ogullan Nûsret efendiye es olarak isterler ve talepleri kabul edilir. Böylece Rahmiye hanimin hayatinda da yeni bir sayfa açilmis olur.
Bu mütevazi aileye gelin olarak giden Rahmiye hanimla Nûsret efendi çok uyumlu ve saadetli bir hayat sürmege baslarlar, bu beraberliklerinden (1928) senesinde Nûriye isimli bir kiz çocugu ve (1930) yilinda da Recai isimli bir erkek evlâtlari dünyaya gelir.
Nûriye hanim (1950) senesinde Ali bey ile evlenir. Recai bey ise (1962) senesinde Nimet Hanim ile evlenirler. Nuriye hanimin Betûl ve Gönül isminde iki kizlari, Recai beyin ise, Armagan ve Murat isimlerinde iki ogullari olmustur.

Nûriye hanim ve esi Ali bey bir trafik kazasi neticesinde (1986) yi-linda birlikte vefat etmisler, Recai bey ise (2001) yilinda rahatsizlanarak vefat etmistir. Su anda her ikisininde evlâtlari ve torunlari hayattadirlar.
Bu arada Nûsret efendinin kiz kardesi Fatma Nafize hanim (ki Terzi Baba
?nin halasi olacaktir) ise, Kasimpasada komsularindan olan mühen-dis Muammer beyle evlenmisler, mühendis Muammer efendi bir kalp krizi neticesinde (1977) senesinde vefat etmistir.

Nafize hanim ise ondan sonra epey bir zaman daha yasayarak (2000) yilinda vefat etmistir, kendilerinin Nilüfer isminde bir kizlari vardir.

Biz yine özet olarak Nûsret efendiye dönelim. Dünya ve ahiret islerini birlikte götürmege çalisan Nûsret efendi bu arada Hakk'a yürüyen Mustafa Sâfî efendi, hilâfetini ve emanetlerini damadi olan Hazmi efendiye devretmis, tekke ve zaviyelerin kapanmasi ile Ussâki dergâhi da faaliyetlerine son vermek zorunda kalmistir.
Hazmi efendi zamaninda dergâh, bilindigi gibi Fatih Keçeciler Cad-desinde bulunan Mahmud Bedrettin dergâhina nakledilmistir.
Hazmi efendi Babam çok alim, fadil ve arif bir zat idi.
Böylece Nûsret efendinin istikameti de diger dervisler gibi, Fatih Keçeciler Caddesi olmaga baslamistir.
Seneler geçmekte Nûsret efendi de her gün biraz daha olgunlas-maktadir, nihayet derslerini bitiren Nûsret efendi, bunun sevinci ile, ?Erler demine destur alalim? diye baslayan ilâhisini yazmistir. Bu ilâhi Televizyon ve Radyolarda eksik ve birazda degistirilerek okunmakta-dir, asli ise söyledir.


E R L E R D E M I N E


Erler demine destur alalim.
 Pervaneye bak ibret alalim.

Askin atesine gelbir yanalim.
Dost, dost, dost, dost.

Devrane uyup seyran edelim.

Eyvah, vah, vah, vah demeden

ALLAH diyelim.
Lâ ilâhe illâllah, La ilâhe illâllah.

Lâ ilâhe illâllah, Hûû.
Günler geceler durmaz geçiyor.

Sermayen olan ömrün bitiyor.
 Bülbüllere bak feryad ediyor.

 Ey gonca açil mevsim bitiyor.
Dost, dost, dost, dost.

Devrane uyup seyran edelim.
Eyvah, vah, vah, vah demeden

ALLAH diyelim.

Lâ ilâhe illâllah, La ilâhe illâllah.
Lâ ilâhe illâllah, Hûû.

Asiksan eger gel birleselim.
 Seyhin izine yüzler sürelim.

Ta fecre kadar zikreyleyelim.
 Feryad edelim efgan edelim.

Dost, dost, dost, dost.


 Devrane uyup seyran edelim.
Eyvah, vah, vah, vah demeden

ALLAH diyelim.

Lâ ilâhe illâllah, La ilâhe illâllah.
Lâ ilâhe illâllah, Hûû.

Ey yolcu biraz gel dinle beni.
Kervan yürüyor sen kalma geri.

Nûsret denilen derya gezeri.
Hatmetti bu gün seyru seferi.

Dost, dost, dost, dost.
Devrane uyup seyran edelim.

Eyvah, vah, vah, vah demeden
ALLAH diyelim.

 Lâ ilâhe illâllah, La ilâhe illâllah.
 Lâ ilâhe illâllah, Hûû.


Diyerek bu ilâhi son bulmaktadir.

Nihayet dünyadaki günlerini Hacc dönüsünden kisa bir süre sonra sona erdirerek tamamlayan Hazmi Tûra efendi Hz. (1960) senesinde Hakk'a yürüyerek yerini ve emanetlerini Nûsret Efendiye birakmistir.

Kendisi hakkinda kitabimizin görülen kerametler bölümünde ayrica izahat ve bilgiler gelecektir.
Böylece Nûsret Efendinin Halifelik dönemi baslamistir.

Rahmiye hanimin guatr rahatsizligi oldugu için, doktorlarin deniz ha-vasi olan bir yerde yasamalari gerektigini bildirmeleri üzerine, (1950) senesinde Nûsret Efendi ailesi ile birlikte, bogazda Küçük Bebek semti, Ibriktar sokak No 4?te aldiklari eve Kasimpasadan nakli mekân ederek oraya yerlesmislerdir.
Böylece Nûsret Efendi Hilâfet görevini bu Dergâh evde (1979) yilina kadar sürdürmüstür.
Bu tarihte Hakk'a yürümesiyle Hilâfetini ve emanetlerini Necdet Efendiye devretmistir.
Böylece göreve baslayan Necdet Efendi, Rahmiye annemin vefatina, (1981) yilina kadar sohbetlerine burada devam etmis, daha sonra soh-betlere Findikzade semtindeki Mesrure hanimin evinde devam edilmis-tir. Bu hususta kitabimizin sohbetleri ve yerleri bölülümünde daha fazla izahat olacaktir.
Nûsret Babam ve Rahmiye annem, vasiyetleri geregi, Pendik, Soganlik, Dolayoba, Yayalar köyü kabristanligina defnedilmislerdir.

Nûsret Babamin kitaplari:

 1. Divan
3. Vecizeler
4. Tasavvufta ask ve gönül 4.Esmaül Hüsna
5. Rah- i ask
6. Mektuplari ve diger yazilari.
7. Ayrica yayinlanmamis bir çok siirleri de vardir.


Nusret Tura Hazretleri Rahmiye Tura Hanimefendinin mezarlari

Terzi Babam, Nûsret Babamin, büyük Arif ve sonsuz Hakk muhab-betlisi zarif, kâmil bir zat oldugunu bizlere her zaman ifade eder, onu ve Rahmiye annemi rahmetle yadeder idi.

Rahmiye annemin ailesinin Tekirdagli (4) çocuk sahibi Küçük Ahmet ailesi oldugunu belirtmistik.

Bu ailenin en büyük çocugu Emin Efendi, onun küçügü Rahmiye Hanim, onun küçügü Sadik Efendi, ve en küçükleri ise, Mehmet Efendi idi, diye devam eden Efendi Babam;

Emin Efendinin (yani büyük amcamin) 2 erkek, 1 kiz;

Rahmiye hanimin (yani halamin, yani annemin) 1 kiz, 1 erkek;

Sadik Efendinin (yani Babamin) 3 erkek;

Mehmet Efendinin (yani küçük amcamin) ise, 1 kiz, 2 erkek evlâtlari olmustur.

Onlarin da torunlari vardir, diye ilâve ederek bizlere bildirmistir.

Küçük Ahmet ailesinin (3) üncü çocugu olan Sadik Efendinin Ahmet, Necdet, Cevdet, isimli üç çocugundan (ortancasi) olan kendisini (Necdet beyi) Nûsret Efendi, yerine birakarak Hilâfetini ve emanetlerini, (ki Tac-i serif, Cübbe, Kemer, bazi evraklar ve duvar halisi Yasin-i Seriftir,) ona tevdi etmistir.

Bu vesile ile de o kanaldan gelen Hilâfet Tekirdagina gelmistir. Bu hususlarda daha genis bilgiler ileriki sayfalarda gelecektir. Böylece Terzi Babam Nûsret Babam ile hem zahir hem de batin bagi oldugunu bizlere bildirmistir.

Pirimiz Hasan Husameddini Ussaki hazretlerinin hanimi Helvaci bacimiz su an Kasimpasa daki dergahimiza yakin bir mahallede yatmaktadir.


Nihat Efendinin Kabri:
Uzun yillar Pirimiz Hasan Husameddini Ussaki hazretlerimize, ve bulundugu asithanemize hizmetleri gecmis bir buyugumuzdur. Su an kabri asithaneye yakin bir kabristanda, Hazmi Tura babamizin yanindadir.

 

Sorulariniz icin iletisim adresi : Diese E-Mail-Adresse ist gegen Spambots geschützt! JavaScript muss aktiviert werden, damit sie angezeigt werden kann.

 

 

ZIYARETÇI SAYISI

Sayfada 4 Ziyaretçi online

ANILAR

Linkler

FAYDALI SİTELER
Kurani Kerim
Kuran online oku ve dinle farkli Dilerde Kuran
Hadisler
Hadisler Kütüphanesi
Kuranda ara
Kuranda Konuyu cabuk bul
Islam ve Tasavvuf
Tasavvuf ve online Kütüphane

ANKET

Mutlumusunuz?